bodrum escort Bedava porno izle Didim Escort Bayan Fethiye Escort Kızlar Sakarya Escort Bayan

Savaşlar Katliamlar ve Dünya


Bu makale 2014-11-03 07:39:57 eklenmiş ve 538 kez görüntülenmiştir.
MEHMET KAZAR

Savaşların olduğu, katliamların olduğu, gözyaşı ve acının hakim olduğu yer, herkesin bir şeylerini kurtarma peşinde olduğu ama asıl kurtarılması gerekenlerin ihmal edildiği/düşünülmediği yer; Dünya, yani imtihan salonu. Sınıfta sınava giren birisi sınavdan sonra sınıftan çıkacağını bilir. Dünya sınavında olan insan sınavdan sonra dünya sınıfından çıkacağını aklına getirmez. Bu sebeple olacak ki, sınavı bırakıp dünya sınıfı ile meşgul olur. Adeta dünya sonsuz hayatmış gibi görülür. Kimi makamını kurtarma peşinde, kimi öfke ve hırsına yenilip binlerce insanı katletmek peşinde, kimide anarşi ve bozgunculuk çıkarma peşinde. Kısacası herkes kendi dünyasını kurtarma peşinde. Evet, herkes bir amaca yönelmiş ve amacını gerçekleştirmekle meşgul. Peki ya asıl amaçlar ya asıl dünya…

Dünya çok mu büyük? Savaşlara, yıkımlara ve katliamlara sebep olanlar aslında dünyanın tepesine çıkma imkânları olsa da oradan dünyaya kuş bakışı baksalar, tüm bu yaptıklarına şahit olsalar, hatta imkân olsa biraz daha yükselip kendi yaşadıkları yer kürede yaptıklarına öyle baksalar. Nasıl yıkımlara ve felaketlere sebep olduklarını bir anlasalardı/anlayabilselerdi. Aslında ne kadar küçük olduklarını ve ne için kavga ettiklerini göreceklerdi. “Dünya o kadarda büyük değilmiş, biz ne için savaşlar yapıyoruz, biz neyi kurtarmaya çalışıyoruz” diyecekler. “Kainatın bu kadar genişliğine nazaran biz bu küçücük dünyada ne yapıyoruz” diyecekler. “Buraların sahibi kim, bu koca kâinatın, galaksilerin ve içinde bulunduğumuz bu yerkürenin sahibi kim?” Yâda yinede bunları sorgulamayıp gerçeğin farkına varamayacak ve bildiklerini okuyacaklar ve yinede şu küçücük geçici dünyalarını kurtarma peşinde olacaklar.

Şu koca kâinata nispeten bir toz tanesi kadar bile olamayan bu küçücük dünyada asıl vazifeler unutulmuş ne yazık ki. Üç günlük dünya menfaati için nice yıkımlar, nice savaşlar yapılıyor. Ne için? Neyi kurtarmak için? Kurtarmaya çalıştıkları bu dünya hayatında en fazla ne kadar hayatta kalabilirler? Yâda en fazla ne kadar saltanat sürdürebilirler. Nice saltanat sürdürenler, nice hükümranlık kuranlar şimdi neredeler. Dünya hükümranlığı yetmiş yıl, seksen yıl bilemedin doksan yıl, ya sonrası… Ya ebedi ve sonsuz hayat… Sonsuz bir hayata doğru gidiliyor, amaç sonsuz hayatı kurtarmak gerekirken ne yazık ki, sonsuz hayat düşünülmüyor. Yapılan savaşlar, katliamlar ve yıkımlar geçici dünya hayatını kurtarmak için ve yeryüzünde hükümranlık kurmak için yapılıyor. İnsan kendini dünyaya bağlasa bile en fazla seksen bilemedin doksan yıldır dünya hayatı, ya ötesi…

Evet, ötelerde insanı neler bekliyor. Dünya saltanatını yaşayanlar nefis ve arzularına esir olanlar öteleri hiç düşünmez mi? Bu hayat son bulduğunda gidilecek ötelerde insan ne ile karşılaşacağını hiç aklına getirmez mi? Asıl öteler için yani ahiret için çalışmak gerekmez mi? Asıl savaşları ve asıl yıkımları insanın düşmanı olan şeytan ve nefse vermesi gerekmez mi? İşte bunu düşünmeyi ve öteler için hazırlık yapmayı insan kendine görev bilmelidir. Evet, ötelerden yani o günden Rabbimiz haber veriyor;

Suçlular, Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp, “Rabbimiz! (Gerçeği) gördük ve işittik. Artık şimdi bizi (dünyaya) döndür ki, salih amel işleyelim. Biz artık kesin olarak inanmaktayız” dedikleri vakit, (onları) bir görsen! ( Secde Suresi 12 )

Bir başka ayette ise şöyle buyruluyor;

Onların ateşin karşısında durdurulup “Ah, keşke dünyaya geri gönderilsek de bir daha Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak!” dediklerini bir görsen !.. ( En’am Suresi 27 )

Evet, ah keşke denilecek o gün gelmeden şimdiden o gün için hazırlık yapılmalıdır. Çünkü ayetten de anlaşılıyor ki, bir daha dünyaya geri dönüş olmayacak. Şeytan ve nefis insanoğluna hep vesvese verip, bu dünyaya öyle bağlıyor ki dünyadaki mal, mülk, makam, gayri meşru istek ve arzuları öyle bir aşılıyor ki, insan kendisini bu dünyada ebedi kalacakmış gibi sanıyor. Bu sebeple olacak ki, dünyadan ve sahip olduklarından vazgeçmiyor. Adeta dünyada elinde bulunan bu imkanları kaybetmemek için savaşlar çıkarabiliyor, zulümler yapıp insanları katledebiliyor. Ama “O Günü” yani hesap gününü hesaba katmıyor. Hesap gününü hesaba katmayanların hesabı çok çetin olacak.

Dünyanın bir çok yerinde süren savaşlar, katliamlar, zulümler ve buna benzer tüm sorunların asıl sebebi ne acaba? Asıl sebep; insanın kendi varlığının hikmetini bilmemesi, Yaradanını tanımaması ve bu dünyada ebedi kalacakmış gibi yaşama gafletine kapılmasıdır.

Sokrates derki: “Sorgulanmamış bir hayat, yaşanmaya değmez” Gerçektende insan hayatı sorgulamazsa nasıl yaşayacak. Neden ve niçin yaşadığını bilemeyecek. Hayatın anlamını ve hayatta varoluş gayesini bilemeyecek. İnsan olmanın Allah’a kul olmanın ne demek olduğunu bilemeyecek. Asıl mutluluk ne ile sağlanır bilemeyecek.

Neden ve niçin yaşıyoruz?

Hayatın bir anlamı var mıdır? Varsa nedir?

İnsan olmanın anlamı nedir?

Nasıl mutlu olacağız?

Asıl mutluluk nedir?

Gibi sorular insan istese de istemese de insanın iç dünyasından cevaplar bekler. İşte bu sese kulak verip hayatını sorgulayanlar hep doğru yolu bulmuş hak ve hakikat ile tanışmışlardır. Bu sese kulağını tıkayanlar ise hayatın anlamını öğrenmeden başıboş olarak yaşar. Sahibini tanımaz, niçin var olduğunu bilmez öylece bomboş yaşar. Oysaki hayat sorgulansa herkes varlık hikmetini anlasa, niçin yaratıldığını sorgulasa, kısacası şu geçici dünya hayatının kendisi için imtihan olduğunu ve bu imtihanın sonucuna göre ebedi hayatın sonuçlanacağını anlasa sanırım sorun kalmayacak. İşte o zaman asıl savaşlar şeytan ve nefis ile yapılır. Asıl yıkımlar şeytan ve nefse yaşatılır. En büyük gaye bu olmalı değil mi? Şeytan ve nefis ile savaş halinde olmak. Çünkü onlar sadece dünyaya bağlamaya çalışıyorlar, bütün zevkleri, dünyada tattırmaya çalışıyorlar, ahireti hiç mi hiç hatırlamanızı istemiyorlar. İşte bunun farkında olmak çok önemli, bunun farkında olanlar yeryüzünde sevgi, barış, huzur ve hoşgörü olmasını isterler. Her insan ve her milletle kardeşçe yaşamak isterler.

Herkes farkında ama yinede hatırlamakta fayda var; Kalıcı olarak yaşayamayacağımız bu dünyada kalıcı olarak yaşayacağımız bir âleme gidiyoruz. Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği gibi;

“Hazırlanınız; başka, dâimî bir memlekete gideceksiniz. Öyle bir memleket ki, bu memleket ona nisbeten bir zindan hükmündedir.”

Dünya sadece bir imtihan ve Asıl dünyaya geçiş yeridir. Asıl yaşayacağımız yer ahirettir. Herkes bu inanca sahip olsa ve ahiretini kurtarmakla meşgul olursa, sadece kendini düşünmeyip yaşama ideali yerine yaşatma idealini tercih etse sanırım sorun kalmayacak. Ne zulümler, ne savaşlar, nede katliamlar kalır. Yerine Sevgi, Barış ve Hoşgörü gelir.

Sevgi, Barış ve Hoşgörünün Hakim Olduğu Bir Dünyanın Gelmesi Duasıyla…

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Urfa Göbeklitepehaber,Urfa Haber,Şanlıurfa Haber
© Copyright 2013 gobeklitepehaber.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi