bodrum escort Bedava porno izle Didim Escort Bayan Fethiye Escort Kızlar Sakarya Escort Bayan

Yollar ve haklar


Bu makale 2014-11-03 08:29:24 eklenmiş ve 471 kez görüntülenmiştir.
ÜMİT ŞİMŞEK

Görme engelli bir sanatçı, bir radyo programında kendisine günlük hayatta karşılaştığı problemler sorulunca şu cevabı vermişti:

“Biz yolda yürürken bir duvar dibini tutturur, değneğimizle onu yoklaya yoklaya yürürüz. Fakat yaya geçişine imkân bırakmayacak şekilde park etmiş bir araba karşımıza çıkınca çaresiz kalıyoruz.”

Tabii, sanatçımız bunu anlatırken, yolunun üzerine park eden araç sürücüsü için belki elli, belki yüz metre kadar daha ileride uygun bir park yeri aramanın, ondan sonra da park ettiği yerden onca mesafeyi sağlam gözler ve sağlam bacaklarla yürüyerek dönmenin nasıl bir meşakkat anlamına geldiğini tasavvur edemiyordu!

Daha doğrusu, toplumumuzun önemli bir bölümünün bir iş yaparken insanların hakkına tecavüz edip etmediğini düşünemeyecek kadar vicdan-engelli haline gelmiş bulunduğunu hesaba katmıyordu.

***

Fakat bu arada bizim de hesaba katmayı unuttuğumuz birşey var:

Hak yemeyi günlük uygulamaları arasına katmış bir toplum, aynı zamanda, “hak arama” kavramını da kutsallaştırmış bulunuyor! Ve çoğu zaman da bu ikisini bir arada yürütüyor:

Bir yerde hakkının yendiğini düşünen birkaç kişi bir araya geldiği zaman yaptıkları iş yol kesip yağmalamak oluyor. Maaşını alamayan yol kesiyor, otobüsü geciken yol kesiyor, kaynanasına kızan sokağa çıkıp yol kesiyor.

Kimin yolu kesiliyor diyecek olursanız:

Nerede daha fazla kişiye rahatsızlık verilecekse, orada yol kesiliyor. Çünkü böylesi daha çok ses getiriyor.

Bizim inancımızda buna “yeryüzünde fesat çıkarmak” denirdi; şimdi “hak arama”diyorlar.

Ne yazık ki, hak yiyerek hak arayan insanların meydana getirdiği toplumlarda huzuru sağlayacak bir sistemi insanlık henüz keşfedemedi.

***

Ömer b. Abdülaziz halife olduktan sonra ülke çapında bir hak arama kampanyası başlatmış ve kimin devletten hakkı varsa aramasını istemişti. Hattâ, hakkını aramak için gelenlere, geldiği yerin uzaklığına uygun olarak bir harcırah da veriyordu.

Fakat Ömer b. Abdülaziz’in bundan önce yaptığı bir iş daha vardı:

Halife olur olmaz, şehzadeliği zamanında aldığı maaşları Hazineye iade etmiş, hemen arkasından da kendi akrabalarını haksız olarak edindikleri malları iade etmek zorunda bırakmıştı.

Ünlü Halife, “hak arama” kavramını, “hak yememe” kavramıyla beraber yürürlüğe sokmuştu. Âyet de bize bunu söyler, “Ne haksızlık edin, ne de haksızlığa uğrayın” der (Bakara, 2:279).

Aslında, sözünü ettiğimiz bu kavramlardan ikisi de İslâm binasının temelinde yatan şeydir, fakat binanın kendisi değildir. Asıl bina “fazilet” binasıdır; hukuk temeli üzerinde yükselir, ama işi hukuk seviyesinde bırakmaz. Nitekim ecdadımız da İslâm binasını son derece sağlam bir şekilde attıkları temel seviyesinde bırakmamış, bugün insanların hayalinden bile geçmeyecek fazilet örnekleriyle süslenmiş bir binayı onun üzerinde yükseltmişlerdi. Sokaklardaki tükürük ve pisliklerin üzerini külle örtmek için adam tutan ve sırf bu işi devam ettirmek üzere vakıf kuran insanlar başka bir gezegende değil, daha düne kadar bu toprakların üzerinde yaşıyordu.

**

Fakat yol üzerindeki tükürük izlerini silen insanların yaşadığı bu topraklar üzerinde, şimdi başkalarının yolunu kesmeyi günlük uygulamaları arasına sokan insanlar yaşıyor. İşte burası, “irtica” ihtiyacının en şiddetli şekilde hissedildiği noktadır. İnsanlığın zirve yaptığı o eski anlayışa tekrar dönmeyi kim istemez?

Bununla beraber, halimizin bütünüyle ümitsiz olduğunu söylemek de doğru olmaz. Geçenlerde bir markette üzümlerin bulunduğu rafların önündeyken, yaşlı bir hanım bana “Üzümün tadına baksam helâl olur mu?” diye sordu. Ben de daha önceden görevlilerin müşterilere bu imkânı sağladıklarını gördüğüm için “Evet” cevabını verdim. O sırada yanımızda bulunan görevli de “Bakabilirsiniz teyze, buyurun” dedi. Kadıncağız tereddütle bir bana, bir üzümlere baktıktan sonra tekrar sordu “Helâl olur mu?” diye. Ben yine “Evet” cevabını verdim. O ise yine mütereddit bir şekilde rafa doğru bir müddet baktıktan sonra döndü, gitti. Üzümlerin tadından emin değildi, besbelli; ama üzümlerin tadına bakmanın helâl olabileceğinden de emin değildi. Emin olduğu iki şey vardı, onu yaptı:

Güvenmediği şeyi almamak, haram şüphesi taşıyan şeyi ağzına sokmamak.

Çok şükür ki, yol kesenlerin vukuatları yanında böyle fazilet örnekleri de yine yaşanmaya devam ediyor bu topraklarda. Ne var ki, ikincilerini yaşayan ve yaşatan mütevazi insanların davranışları gazete ve televizyonlarda haber sırasına girmiyor.

İster haber olsun, ister olmasın, bir üzüm tanesinin tadına bakarken haram yeme korkusunu yaşayan insanların mevcudiyeti, insanlık tarihine kül vakıflarını armağan eden bir medeniyet ruhunun çekirdek halinde de olsa hâlâ bu topraklarda yaşamaya devam ettiğini gösteriyor.

Bu çekirdeği yeşerterek bu topraklarda tekrar fazilet binaları inşa etmenin yolu da herhalde ihtiyar kadınların dinine tâbi olmaktan geçiyor. Başka bir yol bilen var mı?

_____________________________________________

Facebook: http://www.facebook.com/yazarumitsimsek    | Twitter: http://twitter.com/umit_simsek    | mail: umsimsek@gmail.com

http://www.sondevir.com/?aType=yazarHaber&ArticleID=8381

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Urfa Göbeklitepehaber,Urfa Haber,Şanlıurfa Haber
© Copyright 2013 gobeklitepehaber.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi