bodrum escort Bedava porno izle Didim Escort Bayan Fethiye Escort Kızlar Sakarya Escort Bayan

ÇANAKKALE RUHU


Bu makale 2015-03-17 23:44:09 eklenmiş ve 916 kez görüntülenmiştir.
Doç.Dr CELİL ABUZER

Bugün, burada hep birlikte; Çanakkale’de ecdadımızın yazmış olduğu kahramanlık destanını yeniden düşünüp, günümüzle bir kıyaslama yapalım istiyorum. Ecdadımızı, hiç tereddüt etmeden, gözünü bile kırpmadan ölüme götüren o ruh nasıl bir ruhtu? Kaynağı neydi? Günümüzde toplum olarak bu ruhu ne kadar taşıyoruz, ya da yaşatıyoruz? Bizi biz yapan değerlerimizden neler kaybettik? Hep birlikte birazcık bu durumu sorgulayalım diyorum.

Çanakkale; sıradan bir savaş değildir. Bir milletin ölüm-kalım savaşıdır. İmanın şahlanışı, tekniğe-teknolojiye meydan okumasıdır. Bu savaş; Osmanlı torunu Yiğit Mehmetçiklerin sinelerindeki iman gücüyle dünyanın Süper Güçlerine! karşı bir meydan okumasıdır.

Evet… Çanakkale bir şahlanıştır… Çocuğuyla, genciyle, yaşlısıyla, kızıyla, kadınıyla topyekün Müslüman Anadolu insanının düğüne gider gibi; ölüme, şehadete, cennete, “Ağuşunu açmış bekleyen Sevgili Peygamberine” kutlu yürüyüşüdür Çanakkale… Böyle bir gücün karşısında durabilmek ne mümkün? Bu durumu; zamanın İngiltere başbakanı Churchill; “Anlamıyor musunuz? Biz Çanakkale’de Türklerle değil, Allah ile savaştık!.. Tabii ki yenildik” sözüyle itiraf edecektir.

Çanakkale’de 5. Ordu komutanı olan Alman general Liman von Sanders, bir teftiş sırasında Mehmetçiğe soruyor:

-İyi savaşıyor musunuz?

- Evet, kumandanım!

- Niçin savaşıyorsunuz?

- Allah rızası için…

Bütün Mehmetçikten hep aynı cevabı alan Alman general, şu yorumu yapar; “Evlatları Allah rızası için çarpışan bir millet ebediyen var olur!...” “Savaşta silahlar önemlidir, komutanlar önemlidir; ama daha önemli olan maneviyattır, ruhtur.”

Evet, şimdi sormak istiyorum; bu ruhu, bu maneviyatı ne kadar yaşatabiliyoruz diye?... İmanlı bir milleti savaş meydanlarında yenemeyeceklerini anlayan sinsi düşmanlar, plan değiştirip, onun sinesindeki imanını silmeye kalkıştılar. İngiltere Lordlar kamerasında konuşan zamanın Başbakanı Churchill, eline Kur’an-ı Kerimi alarak; “bu kitap bu milletin elinde olduğu sürece onları savaş meydanlarında yenmemiz imkansızdır. Önce bunun kaldırılmasına çalışmalıyız” diyecektir. Ve o günden beri sinsi bir planla, Kur’an bu milletin gündeminden çıkarılmaya, sadece, süslü kılıflara, sandıklara hapsedilmeye çalışılmaktadır. Oysa unutulan bir gerçek vardır: O da, Kur’an’ın bu milletin “dem ve damarlarına işlediği” gerçeğidir. Bu gerçeği değiştirmeye kimsenin gücü yetmeyecektir. Buna, başta Çanakkale’de olduğu gibi; kanlarıyla bu toprakları sulayan, bu uğurda şehadet şerbetini içen Aziz Şehitlerimiz izin vermeyecektir.

Son zamanlarda Çanakkale’yi bile anlatırken, yazarken Mehmetçiğin İmanını gizlemeye çalışan, onu göz ardı eden gafiller çıkmaktadır. Oysa Çanakkale ruhu dediğimiz o ruh o imanda gizlidir. O imanı çıkardığınız anda ortada tutunacağınız hiçbir şey bulamazsınız. Günümüzde toplum olarak yaşadığımız birçok problemin temelinde bu imanda oluşan zaafların olduğu ortada değil midir?

Evet, Çanakkale’de Mehmetçik, ateş püsküren çeliğe karşı iman dolu göğsünü siper etmiş ve çeliği parçalamıştı. O, bu gücünü yüreğindeki imanından alıyordu. O gücün başka adreslerde aranmaması gerektiğini, adıyla da bütün aleme göstermekteydi. Çünkü o, Mehmetçik idi… Adı sahibinin güzelliklerine sahipti. Bütün imkansızlıklara, çaresizliklere ve bilgi eksikliğine rağmen, güzelliğin adresini biliyor, güzeller güzeli Efendimizin (s.a.) izinden, O’nun kutlu yolundan gidiyordu. Güzelliğin kaynağından fazla uzaklaşmamıştı. Gönlünü Güzeller Güzeline raptetmişti.

Bu millet, O’nu o kadar çok seviyordu ki, bu muhabbetle O’nun adını askerine ad olarak vermişti. Böylece dünyada, Peygamberinin adını kendisine ad olarak alan tek ordu olmuştu. Hem de bu adı alışta benzersiz bir incelik göstermiş, Muhammed’i Mehmet’e çevirmiş, onu da küçülterek askerine “Mehmetçik” demiştir.,.

İşte, Çanakkale’deki ruh bu ruhtur ve bu zafer bu ruha sahip Mehmetçiğin zaferidir. Bu ruhun kaynağı gönüllerdeki imandır. Dolayısıyla; Allah’tır, Hz. Peygamber’in Yüce Ahlakıdır ve Kur’an’dır.

Ve o günden sonra düşmanlarımızın asıl hedefi; bu kaynakların kurutulması yönünde olmuştur. Çünkü onlar da Çanakkale hezimeti ile iyice anlamışlardır ki; yüreklerde bu iman olduğu sürece bu millet ne sürü olur, ne de sömürülür…

Evet, bugün, Ülkemizin içinde bulunduğu bütün sıkıntıların temelinde; bizi biz yapan, kimlik ve kişiliğimizi oluşturan değerlerimizin kaynağı o imani ruhtan uzaklaşmamız yatmaktadır. Çanakkale’den aldıkları dersle düşmanlarımız, bize nereden saldıracaklarını anlamışlardır. Ve bizler de, gaflet ve tembelliğe düşmüş, sürekli düşman oyunlarına gelmişiz. Sonun da da, maddi ve manevi varlığımıza borçlu olduğumuz o imani ruhtan ve onun bize verdiği yüksek ahlaktan uzaklaşmaya başlamışız. Bu ruhtan kopmak demek hayat damarlarımızın kesilmesi demektir. Çünkü bu millet, bin yılı aşkındır sahip olduğu bütün güzellikleri bu ruha borçludur. Bütün kahramanlığını, güzel ahlakını, sevgisini o ruhtan ve o ruhun temsilcisi olan Hz. Peygamber’den (s.a.) almıştır.

İşte bütün hedefleri; bin yıldır İslam’ın bayraktarlığını yapan, o yüce ruhun temsilcisi olan bu kahraman milleti tarih sahnesinden silmek olan düşmanlar maddi sebeplere, silah ve askeri üstünlüklerine güvendiler. Ancak, Mehmetçik göğsündeki imanıyla şahlandı ve bu şahlanış bütün planları, entrikaları, ince ayar hesapları alt üst etti.

O gün Ülkemizde, neredeyse her üç evden biri, Çanakkale’ye evladını göndermiş ve bugün daha çok muhtaç olduğumuz müthiş bir birlik ve beraberlik yaşanmıştır. İstanbul’dan Diyarbakır’a, İzmir’den Trabzon’a, Ağrı’dan Edirne’ye, Hatay’dan Tunceli’ye bütün Anadolu topraklarından insanımız omuz omuza düşmana karşı bir olmuştur. Bu birlik, gönül birliği idi, iman birliği idi ve din kardeşliğinin verdiği birlik ruhu idi.

Bu gün Ülkemizde yer yer bu birliğimizde çözülmeler yaşanıyorsa, bu birlik ve beraberliği gösteremiyorsak “acaba biz nerede yanlış yapıyoruz?”, “Çanakkale’nin o zor ve çetin şartlarında var olup ta bugün kaybettiğimiz o ruh, o değerler nelerdi?” diye, kendimizi sorgulamamız gerekmez mi?

İşte ben kendimizi yeniden sorgulamamızı ve bu ruhun neresindeyiz? Bu ruha ne kadar sahibiz? diye bir muhasebe yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Toplum olarak kurtuluşumuz bu ruhun devamlılığına bağlıdır. Bizi biz yapan bu ruhtur. İnanıyorum ki, yeniden bu Çanakkale ruhunu kazanırsak maddeten ve manen çok güçleneceğiz, önümüz daha da açılacak ve biz, bir daha dünyaya insanlık nedir, medeniyet nedir gösterebileceğiz. Toplumumuza ve özellikle gençlerimize bu ruhu aşılamalıyız. Burada toplum olarak herkese görevler düşmektedir. Aksi takdirde, yarın Ruz-i Mahşerde Efendimizin (s.a.) yüzüne bakacak yüzümüz olmayacaktır.

Ayrıca şunu da belirtmek isterim: Toplumların varlığı tarih bilincine bağlıdır. Ne olur, şanlı tarihimizi, bizi biz yapan değerlerimizi, vatanı, milleti için can vermiş milyonlarca Mehmetçiğimizi çocuklarımıza, gençlerimize anlatalım, öğretelim. Vefasızlık etmeyelim. Anlatalım da belki o ruh yeniden dirilir…

       Doç.Dr.  Celil ABUZER                   

          

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Urfa Göbeklitepehaber,Urfa Haber,Şanlıurfa Haber
© Copyright 2013 gobeklitepehaber.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi