bodrum escort Bedava porno izle Didim Escort Bayan Fethiye Escort Kızlar Sakarya Escort Bayan

ÖZ ELEŞTİRİ


Bu makale 2016-09-29 17:18:34 eklenmiş ve 1352 kez görüntülenmiştir.
Doç.Dr CELİL ABUZER

15 Temmuz gecesi bizim için hayati bir milattır. Hepimiz kendimizi çek etmeliyiz ve işe Devlete sadakatle başlamalıyız. Devletin bazı uygulamalarını beğenmemek, eleştirmek ayrı bir şey, sadakat problemi yaşamak ayrı bir şeydir. Devlet olmadan olmaz.

 Mesela en basitinden,  Ay-Yıldızlı Bayrak dalgalanırken göğsünüz kabarmıyorsa, sahiplik, aidiyet hissetmiyorsanız, İstiklal Marşı okunurken içiniz kıpırdamıyorsa, açık söylüyorum sizde sadakat problemi vardır diye düşünüyorum. Önce bunu konuşmalıyız ve bu sorunu çözmeliyiz. Hiçbir Devlet kendisine sadakat göstermeyen birilerine uzun süre katlanmaz. Hem maaş verip hem kendisine sövdürmez, kimse kusura bakmasın…

Diğer yandan toplumunu ihmal eden, onları yığın, sürü gibi gören, haklı taleplerini dikkate almayan baskıcı, jakoben bir Devlet anlayışı da varlığını devam ettiremez. Devlet toplumuyla kucaklaştığı ölçüde büyür, gelişir. Geçmişte bu Millet çok bedel ödedi ya da ödetildi. Menderesle başlayıp Özalla, özellikle Refah partisinin Belediye hizmetleriyle ve Ak Parti döneminden sonra ancak, Millet “Sosyal Devlet” anlayışının ne olduğunu görmeye başladı. Millet-Devlet kaynaşmasını yaşadı.

Elbette ki hala sorunlar var, yapılması gereken çok iş var. Ancak, fırsat verilmiyor ki, adeta “İt taşlamaktan iş yapamama” sendromu yaşatılıyor. Çünkü, toplumsal sorunlarını çözmüş, Milletiyle kaynaşmış bir Türkiye birilerinin uykularını kaçırıyor, mesele bu…

Piyonlar üzerinden sürdürülen adı konulmamış bir mücadelenin içindeyiz. Şu an Türkiye olarak İstiklal-İstikbal mücadelesi veriyoruz. Ya onurumuzla hep birlikte var olacağız ya da zelil bir bataklığa mahkum olacağız. Hepimize çok çok görevler düşüyor.

Tarih tekerrür ediyor ve bu topraklar yeniden örtülü bir biçimde haçlı zihniyetinin hücumuna sahne oluyor.

Eski hal muhal, ya yeni hal, ya da izmihlal.. Bu aşamadan sonra vazgeçmeyecekler çünkü… Türlü türlü hile-hurdalarla, piyonlarla yeniden gelecekler. Onun için diyorum hepimize görevler düşüyor diye… Hepimiz duruşumuzu, safımızı ve niyetimizi çek etmeliyiz.

Dini gruplar, Cemaat, Tarikat, Vakıf ve Dernekler.. Kendilerini çek etmeliler. Yöneltilen eleştirileri savunma psikolojisi ile savuşturma yerine ciddiye almalılar. Amaç- Hedef doğrultusunda yürüttükleri çalışmaları gözden geçirmeliler.

Araçlar amaç halini alırsa, Rıza-i İlahi arama ötelenip kapitalist sistemin çarkına teslim olunursa, lüks ve debdebenin cazibesine düşülürse, dine hizmet altında dinden geçinmeye dönüşürse iş, durum vahim demektir. Fetö depreminin toplumda oluşturduğu güven problemini nasıl bertaraf ederiz bu durumda?.. Devam edeceksek yapılan eleştirilere alınganlık göstermeden kendimizi sorgulamalıyız.

İmamlar ve Din Kültürü Öğretmenleri… Kendim de işin içinde olduğum için üzerime alınarak belirtiyorum, toplumu uyarmak, bilinçlendirmek, doğruya yöneltmek konusunda özellikle bu iki gruba çok çok görevler düşüyor. Ve elimizde toplumsal ilişkilerde en güçlü meşruiyet araçlarından biri olan din gibi bir alan var. İmamlar ve Öğretmenler tam kapasite çalışmalı.. Rol model olmalı…

Bu Ülkede Resmi olarak din hizmeti sunan ve toplumla muhatap temelde iki kurum var, İlahiyat Fakülteleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı.. Bu iki kurum kendilerini kapsamlı bir kritikten geçirmek zorundadır. Gerçekten, toplumun beklentilerine ne ölçüde cevap verilebiliyor? Toplumla ne ölçüde kontak noktaları yakalanıyor? Toplum nezdinde güvenirlik derecemiz nedir? Toplumun diğer dini grup ve cemaatlere yönelmesinde bu iki kurumun payı yok mu?

Şimdi hiç kimse burada “hoca bizim için ölçü toplum mu?” gibi basitliğe kaçmasın. Kastımız bu değil elbet.. Ama siz topluma hitap edecek iletişim kanallarını sağlıklı kuramazsanız nasıl rehberlik edeceksiniz? Ya da toplumda dini rehberlik konusunda hala güven problemi varsa bunun nedenleri üzerinde kafa yormayacak mısınız?

Hani meşhur atasözümüz var ya; “Ele verir talkını kendi yutar salkımı”, ya da “Kendisi himmete muhtaç dede başkasına nasıl himmet ede”. Durum böyle mi acaba? Değerlendirmek lazım… Mesela, namaz kılmayan, özel yaşantısına dikkat etmeyen, ahlakında, giyim-kuşamında rol model olamayan din kültürü öğretmeni ne ölçüde etkili olabilir? Aynı şeyler imamlar için de geçerli…

Din hizmeti memur zihniyeti ile yapılacak iş değildir. Bu bir gönül işidir, ihlastır, samimiyettir, adanmışlıktır, dava ruhu ile hareket etmektir. Ferağattır, yeri geldiğinde kendinden, özelinden ödün vermektir. Yaşamak ve yaşatmaktır…

Maalesef meş’um Fetö terör hareketi bütün dini yapıları zan altında bıraktı, belli ölçüde kirletti. Birileri de buradan “mal bulmuş mağribi” gibi bütün dini yapılara yükleniyor ve sanki Millet ondan az çekmiş gibi bol bol laiklik pompalıyor.

Dolayısıyla, bu alandaki herkes kendini sorgulamak zorunda.. Geçmişten, hatalardan ders alarak, önümüze bakarak yol almak durumundayız. Yoksa halimiz çok iç açıcı değil. Düşmanın öfkesi, kini, hıncı, hırsı bizi yok eder. Ortada ne Devlet kalır, ne de Millet kalır, Allah korusun…

Bir de unutmayalım, Ahiret ve hesap hepimiz için var…

 

Saygılarımla… 29.09.2016

Doç.Dr. Celil ABUZER

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Urfa Göbeklitepehaber,Urfa Haber,Şanlıurfa Haber
© Copyright 2013 gobeklitepehaber.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi