"SATRANÇ TAHTASINDA ŞAH: TÜRKİYE, TRUMP'IN HAMLESİ VE GAZZE DENGESİ"

ADERMAN

30-09-2025 12:29

 

Saygıdeğer Okurlar,

 

Bugün, uluslararası arenada satranç tahtasının karelerinin yeniden şekillendiği, ittifakların sınandığı ve vicdanın diplomasiyle kesiştiği kritik bir dönemden geçiyoruz. New York’taki Birleşmiş Milletler kürsüsünde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yükselen sesi, sadece Türkiye’nin değil, tüm mazlum coğrafyaların adalet arayışının bir yankısı gibiydi. Öte yandan, bu sesin Atlantik’in öteki yakasında, dönemin sıra dışı aktörü Donald Trump’ta bulduğu karşılık ve Avrupa’da Filistin’e yönelik yeni bir tanıma dalgası, küresel dengeleri derinden etkileyecek bir tablo çiziyor. Bu tabloyu, tarihin süzgecinden geçirerek anlamaya çalışalım.

 

BM Kürsüsünde Yükselen Ses: Erdoğan ve "Küresel Adalet" Vurgusu

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM konuşması, klasik bir diplomatik metnin çok ötesinde, bir dünya vizyonu manifestosuydu. İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı sıfatıyla çıktığı kürsüde, özellikle Filistin meselesini insaniyet ve uluslararası hukuk temelinde ele alması, Batı’nın çifte standardına güçlü bir eleştiriydi. Gazze’de yaşanan trajediyi dünyanın gözüne sokarak, BM’nin kuruluş felsefesi olan “dünya barışı ve güvenliği” ilkesinin nasıl işlemez hale geldiğini sorgulattı. Bu duruş, Türkiye’nin geleneksel olarak benimsediği “dünya beşten büyüktür” söylemiyle uyum içinde. Erdoğan, burada sadece bir devlet başkanı olarak değil, Batı-dışı bir blokun sözcüsü olarak konuştu. Bu pozisyon, onu otomatik olarak mevcut küresel sistemin eleştirmenleriyle, özellikle de Donald Trump’ın “Amerika First” yaklaşımıyla ilginç bir ortak paydada buluşturuyor.

 

Trump Faktörü: Yeni Açıklamalar ve Değişen Dengeler

 

Donald Trump'ın son dönemdeki açıklamaları, Ortadoğu denkleminde önemli bir değişken olmaya devam ediyor. Yakın zamanda yaptığı bir konuşmada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri operasyonlarını eleştirerek "İsrail savaşı kazanmak zorunda ama bu şekilde kaybediyor" ifadesini kullandı. Bu sözler, geleneksel İsrail yanlısı ABD politikasından önemli bir sapma olarak yorumlandı. Trump'ın, İsrail'in Gazze'yi işgal etme planına verdiği bu tepki, Washington yönetiminin olası bir ikinci Trump döneminde bölgeye daha mesafeli ve pragmatik bir yaklaşım benimseyebileceğinin sinyallerini veriyor.

 

Trump'ın bu tutumu, Türkiye-ABD ilişkileri bağlamında da yeni kapılar aralıyor. Özellikle F-35 krizi, S-400'ler ve Suriye'deki YPG/PKK gerilimi gibi sorunların çözümünde Trump'ın daha esnek bir diplomasi izleyebileceği ihtimali güçleniyor. İki liderin NATO'nun geleceği ve Ortadoğu'daki güvenlik mimarisine dair benzer kaygıları, beklenmedik bir işbirliği zeminini beraberinde getirebilir. Trump'ın İsrail'e yönelik eleştirileri, Türkiye'nin Filistin politikasıyla örtüşen noktalar içeriyor ve bu da iki ülke arasında yeni bir diyalog kanalı oluşturma potansiyeli taşıyor.

 

Gazze'deki Gelişmeler: İşgal Planı ve Uluslararası Tepkiler

 

İsrail'in Gazze'yi tamamen işgal etme planı, uluslararası toplumda büyük tepkiyle karşılandı. ABD yönetiminin bu plana soğuk bakması ve Trump'ın eleştirileri, İsrail'i yalnızlaştırdı. Türkiye'nin bu süreçteki kararlı duruşu ve diplomatik hamleleri, İsrail'in işgal planını sekteye uğratan önemli faktörlerden biri oldu. Ankara'nın, İslam İşbirliği Teşkilatı ve BM nezdinde yürüttüğü girişimler, uluslararası kamuoyunun dikkatini Gazze'deki insani krize çekmeyi başardı.

 

Norveç, İspanya ve İrlanda'nın Filistin'i devlet olarak tanıma kararı, bu süreçteki önemli kırılma noktalarından biriydi. Avrupa'da yükselen bu tanıma dalgası, İsrail'in işgal planına verilen en somut yanıtlardan birini oluşturdu. Türkiye, bu süreçte sadece bir savunucu değil, aynı zamanda bir katalizör rolü oynayarak Avrupa'daki muhalif seslere cesaret verdi ve Filistin davasının meşruiyetini pekiştirdi.

 

Sonuç: Yeni Küresel Denklem ve Türkiye'nin Stratejik Konumu

 

Bugün yaşananlar, tek kutuplu dünya düzeninin son kalıntılarının da eridiğine işaret ediyor. ABD'nin içe kapanık eğilimleri, Avrupa'nın bölünmüşlüğü, Rusya ve Çin'in alternatif kutuplar olarak yükselişi, Türkiye gibi orta ölçekli güçlere yeni manevra alanları açıyor. Erdoğan'ın BM'deki çıkışı, Trump'ın İsrail eleştirileri ve Avrupa'daki Filistin yanlısı dalga, aynı stratejik resmin parçalarıdır: Türkiye, jeopolitik önemini kullanarak, çok boyutlu bir dış politika ile hem Batı ile ilişkilerini yönetmekte hem de kendi bağımsız küresel aktör kimliğini pekiştirmektedir.

 

Trump'ın son açıklamaları ve İsrail'in işgal planının sekteye uğraması, Türkiye'nin bölgedeki konumunu daha da güçlendiriyor. Ankara, hem Hamas gibi aktörlerle diyalog kurabilme kapasitesi hem de Batı ile iletişim kanallarını açık tutma becerisi sayesinde, olası bir barış sürecinde kilit rol oynayabilecek bir konumda bulunuyor.

 

Ancak bu manevra alanı aynı zamanda büyük bir sorumluluk getiriyor. Türkiye'nin, Filistin'de kalıcı bir barışın mimarı olabilmesi için sadece eleştirmen değil, çözümün bir parçası olması gerekiyor. ABD ile dengeli bir ilişki kurarken, ulusal çıkarlardan taviz vermemesi hayati önem taşıyor. Avrupa'daki bu olumlu havayı, kalıcı bir diplomatik kazanıma dönüştürmek ise ustalık istiyor.

 

Tıpkı bir zamanlar denge politikasıyla devleti ayakta tutmaya çalışan ecdadımız gibi, bugün de Türkiye, küresel fırtınaların ortasında, adaletin ve hakkaniyetin sesi olarak yoluna devam ediyor. Zaman, bu stratejik hamlelerin tarih sayfalarında nasıl yer alacağını gösterecek.

 

Kalın sağlıcakla.

 

Abdülhamit Derman

DİĞER YAZILARI Ne Oldu Sana Ey Gençlik? 01-01-1970 03:00 Hakkın, Hukukun, Adaletin Olmadığı Yerde... 01-01-1970 03:00 Gazetecilik Mi, Şantaj Mı? 01-01-1970 03:00 Tarih Çağırıyor Ama Misafiri Tutamıyoruz! 01-01-1970 03:00 SANAL BAHİS TUZAĞI: GENÇLERİ İNTİHARA SÜRÜKLEYEN ÇIKMAZ... 01-01-1970 03:00 "Şanlıurfa Susuyor, Toprak Ağlıyor" 01-01-1970 03:00 Göbeklitepe: İnsanlık Tarihini Yeniden Yazdıran Keşif 01-01-1970 03:00