Sabah uyanıyorsun, Gazeteleri açıyorsun ya da sosyal medyada kaydırıyorsun parmağını. Bir de bakıyorsun ki yine bir haksızlık haberi, yine bir "bu işte bir bit yeniği var" dedirten olay, yine içini acıtan bir karar.

 

İşte o an soruyorsun kendine: "Bu ülkede hak nedir, hukuk nedir, adalet nedir?"

 

Hak dediğin, aslında en temel şey. Nefes almak gibi, su içmek gibi. Çocuğunun okulda eşit muamele görmesi, işe giderken yolda güvende hissetmen, hastanede sıranın gelmesi... Bunlar lüks değil, senin hakkın. Doğuştan getirdiğin, kimsenin elinden alamayacağı şeyler. Ama alıyorlar işte, alabiliyorlar.

 

Hukuka gelince... O da biraz karışık bir mesele. Hukuk var da sanki bazen "hukuk" var. Biliyorsun, lafta her şey güzel. Anayasa, kanunlar, yönetmelikler... Ama birinin hakkını aramak için mahkeme kapılarında sürünmesi, yıllarca beklemesi, belki de sonunda "haklı çıksam bile ne fark eder" dediği anlar... İşte o zaman hukuk, sadece kağıt üzerinde güzel bir teori olarak kalıyor.

 

Adalet ise bambaşka bir duygu. Gözle görülmez, elle tutulmaz ama yokluğu en çok hissedilen şey. Adalet dediğin, aslında vicdanın hukuka yansımış hali. Çocuğun "Bu neden böyle oldu?" diye sorduğunda verebileceğin bir cevap olması. Fakirin zengin karşısında ezilmemesi, güçlünün karşısında güçsüzün korunması. Yani kısacası, "bu iş tamam" dedirten o his.

 

Geçen gün bir arkadaşım anlattı. Apartmanlarında bir sorun var, kat maliklerinden biri sürekli sorun çıkarıyormuş. Herkes haklı, herkes haksız derken, olay mahkemelik olmuş. Beş sene geçmiş, hala sonuç yok. Beş sene. Bir insan ömrünün belki de en güzel beş yılı. Komşuluk kalmamış, güven kalmamış, geriye sadece yorgunluk kalmış. Sonra bana döndü dedi ki: "Keşke hiç mahkemeye gitmeseydik, belki anlaşırdık bir şekilde."

 

İşte asıl mesele de bu değil mi? Hukukun insanları birbirine düşürdüğü, adaletin ise çok uzaklarda bir yerlerde kaldığı bir sistemde yaşıyoruz bazen. Oysa hukuk, insanları birbirine yaklaştırmalı, sorunları çözmeli. Adalet ise sadece mahkeme salonlarında değil, sokakta, okulda, iş yerinde, hastanede her yerde olmalı.

 

Biliyor musun, belki de en büyük sorun, bu kavramları çok resmi, çok ulaşılmaz şeyler olarak görmemiz. Oysa hak dediğin, sabah kahvaltında çocuğunun ekmeğine sürdüğün tereyağı kadar günlük bir şey. Hukuk dediğin, apartmanda komşunla arandaki selamlaşma kadar basit bir kural aslında. Adalet dediğin ise... İşte o, akşam yemeğinde herkesin aynı tabaktan aynı iştahla yemek yiyebilmesi kadar doğal.

 

Sonuçta hepimiz aynı dünyada yaşıyoruz. Kimimiz zengin, kimimiz fakir; kimimiz güçlü, kimimiz güçsüz. Ama hak, hukuk ve adalet karşısında hepimiz eşit olmalıyız. Yoksa sabah uyandığımızda içimize sinen bir gün, akşam yastığa başımızı koyduğumuzda huzurlu bir uyku mümkün değil.

 

İşte bu yüzden, belki de biraz daha ses çıkarmalıyız. Haksızlık gördüğümüzde susmamalıyız. Çünkü bugün senin başına gelmeyen, yarın benim başıma gelebilir. Ve o zaman isterim ki, birileri çıkıp "Bu onun hakkı" desin, hukuk işlesin ve adalet yerini bulsun.

 

Öyle değil mi?