
Gazetecilik, toplumun gözü kulağı olmak, kamuoyunu aydınlatmak, denetim mekanizması işlevi görmek gibi asil bir misyonu üstlenir. Basın, demokrasinin vazgeçilmez bir unsurudur ve gücünü gerçeklerden, tarafsızlıktan ve etik ilkelerden alır. Ne yazık ki, bu onurlu mesleğin sırtına yapışmış, mesleği değil, şahsi çıkar ve menfaat peşinde koşan sözde gazeteciler, bu kurumu içten içe kemirmektedir.
Son dönemde, özellikle yerel yönetimler ve kamu kuruluşları üzerinde, "para koparmak" amacıyla sistemli bir şekilde yürütülen bir karalama ve tehdit kampanyasına şahit oluyoruz. Aslı astarı olmayan, belge ve kanıttan yoksun, sadece rüşvet, iltimas veya vurgun iddialarıyla kurumları hedef tahtasına oturtan bu kişiler, gazeteciliği bir kalkan olarak kullanmaktadır. Amaçları haber yapmak değil, yaptıkları "haber" adı altındaki tehdit ile kurumları baskı altına alıp maddi menfaat sağlamaktır.
Akçakale Belediye Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Sayın Mustafa Güçlü'ye yönelik olarak da benzer nitelikte, asılsız ve tehdit vari içeriklerle dolu "haberler" yapıldığını görüyoruz. Görevini hakkıyla yapmaya çalışan, kamuoyunu doğru bilgilendirmek için emek sarf eden bir kamu görevlisini hedef almak, onun şahsında tüm kurumu itibarsızlaştırmaya çalışmak, gazetecilikle bağdaşmayan, ahlak dışı bir eylemdir.
Bu sözde gazetecilerin yöntemi bellidir: Önce asılsız bir iddia ortaya atılır. Ardından, "Bu haberimizle ilgili açıklama yapmazsanız / yanıt vermezseniz, bir sonraki haberimizde daha ağır suçlamalara yer vereceğiz" minvalinde, üstü kapalı veya açık tehditler savrulur. Amaç, kurumu korkutup baskı altına almak ve bu baskıyı paraya tahvil etmektir. Bu, gazetecilik değil, net bir şekilde şantajdır.
Gerçek gazeteciler, olayları araştırır, delillere dayanır, tarafların görüşlerine yer verir ve kamuoyunu nesnel bir şekilde bilgilendirir. Oysa bu sözde gazeteciler, ellerinde hiçbir somut delil olmadan, sadece dedikodu ve zanlarla hareket ederler. Onlar için önemli olan, haberin doğruluğu veya topluma faydası değil, yarattığı baskının büyüklüğüdür.
Bu durum, sadece hedef aldıkları kurum ve kişilere değil, aynı zamanda gerçek gazetecilik yapan, emek veren, hakikatin peşinden giden tüm meslektaşlarına da büyük bir zarar veriyor. Toplumda "gazeteci" denilince akla artık bu şantajcı tiplerin gelmesi, basına olan güveni sarsıyor ve demokrasimizin temel taşlarından birini zayıflatıyor.
Buradan tüm kamuoyuna ve yetkililere seslenmek istiyorum: Bu tür şantaj amaçlı yayın yapan, gazeteciliği kirleten bu sözde gazetecilere prim vermeyelim. Onların tehditlerine boyun eğmeyelim. Hukuki yollar sonuna kadar kullanılmalı, bu kişiler hem mesleki anlamda hem de hukuk önünde gereken cevabı almalıdır. Basın özgürlüğü, asla ve asla bu tür çıkar amaçlı eylemlerin kalkanı olamaz.
Sayın Mustafa Güçlü ve görevini dürüstçe yapmaya çalışan tüm kamu görevlileri, bu tür çirkin saldırılar karşısında yalnız değildir. Toplum olarak bizler, gerçeğin ve dürüstlüğün yanında, tehdit ve şantajın karşısında olmalıyız. Unutmayalım ki, susarsak ve görmezden gelirsek, bu karanlık oyunun bir parçası haline geliriz.