Bazı kitaplar okunur ve biter. Bazı kitaplar ise okundukça insanın karşısına yeniden çıkar. Sikke-i Tasdik-i Gaybî de benim için böyle bir eser oldu.

Yıllardır Risale-i Nur Külliyatı’nı sırayla okumaya çalışıyorum. Okuduğum eserlerde dikkatimi çeken yerlerin altını çiziyor, daha sonra üzerinde yeniden düşünerek birkaç makale hâlinde kaleme almaya çalışıyorum. Bu defa sıra Sikke-i Tasdik-i Gaybîye geldi.

Fakat bu eser üzerinde düşünürken insanın karşısına sadece “gaybî işaretler” çıkmıyor. Daha derinde başka bir soru beliriyor:

Risale-i Nur nedir ve neden böyle bir zamanda ortaya çıkmıştır?

İşte Sikke-i Tasdik-i Gaybî, bu soruya farklı yönlerden cevap veren önemli bir eser. Hazret-i Ali’nin (r.a.) işaretleri, Gavs-ı A’zam’ın (ks) müjdeleri, Kur’ân âyetlerindeki mana-yı işarîler ve Nur talebelerinin hizmet sırasında yaşadıkları inayetler… Bütün bunlar bir araya getirildiğinde Bediüzzaman’ın dikkat çektiği büyük hakikat daha iyi anlaşılmaktadır:

Risale-i Nur bir şahsın şahsî hüneriyle meydana getirdiği sıradan bir eser değildir; Kur’ân’ın bu asırdaki iman hizmetine yönelik bir dersidir. “Sikke-i Tasdik-i Gaybî bize sadece Risale-i Nur’un makbuliyetini değil, Risale-i Nur’un neden var olduğunu da anlatıyor.”

Kur’ân’ın işaretleri, Hazret-i Ali’nin (r.a.) remizleri, Gavs-ı A’zam‘ın (ks) müjdeleri ve Nur talebelerinin hizmet hayatında görülen inayetler… Bütün bunlar, Sikke-i Tasdik-i Gaybî‘de aynı hakikate dikkat çeken farklı pencereler gibidir.

Gaybî İşaretlerin Asıl Hedefi
Fakat burada asıl mesele, yalnızca bazı gaybî işaretleri bilmek değildir. Asıl mesele, bu işaretlerin bizi hangi hakikate yönlendirdiğini anlamaktır.

Bediüzzaman’ın üzerinde ısrarla durduğu nokta şudur: Bu asrın en büyük ihtiyacı imanı kurtarmak ve tahkikî bir imanı kazandırmaktır. Çünkü taklidî iman, şüphe ve itirazlar karşısında sarsılabilir. Tahkikî iman ise akıl, kalp ve ruhun iştirakiyle kuvvet kazanır. İşte Risale-i Nur’un asıl vazifesi burada ortaya çıkmaktadır.

Risale-i Nur, insanı sadece bilgi sahibi yapmak için değil; imanını sağlamlaştırmak, Allah’ı tanıtmak, kâinatı anlamlandırmak ve insanı ebedî hayatına hazırlamak için Kur’ân’ın hakikatlerini bu asrın anlayışına uygun bir tarzda ders verir.

Bu sebeple Nur talebelerinin hizmetinde şahsî makam, şöhret ve dünyevî beklenti değil; ihlâs, uhuvvet, tesanüd ve iman hizmeti esas alınmıştır. Sikke-i Tasdik-i Gaybî’yi okurken bu noktanın özellikle nazara alınması gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü eserde anlatılan işaret ve müjdelerin hedefi, şahısları yüceltmek değil; Kur’ân’ın iman hakikatlerinin bu zamanda ne derece hayati olduğunu göstermek ve hizmet edenlere kuvvet ve ümit vermektir.

Bugün Bize Düşen Nedir?
Sikke-i Tasdik-i Gaybî’yi okuduktan sonra insan ister istemez kendisine şu soruyu sormalıdır:

“Ben bu büyük iman hizmetinin neresindeyim?” Sadece okumak mı? Sadece bilmek mi? Yoksa okuduğum hakikatleri hayatıma geçirmek, aileme, çevreme ve gençlere ulaştırmak mı?

Çünkü bir hakikati anlamanın en güzel ölçüsü, onun hayatımızda ne kadar yer bulduğudur. Bugün iman ve ahlâk açısından ciddi imtihanların yaşandığı bir zamanda bulunuyoruz. Maddî imkânlar çoğalırken mânevî ihtiyaçlar da büyüyor. İnsan bilgiye her zamankinden daha kolay ulaşıyor; fakat hakikate ve huzura ulaşmakta aynı ölçüde başarılı olamıyor.

İşte Sikke-i Tasdik-i Gaybî bu noktada bize geçmişten gelen bir hatırlatma yapıyor: Kur’ân’ın iman hakikatlerine daha sıkı sarılmak, imanımızı tahkik etmek ve bu hakikatleri başkalarının imanına vesile olacak şekilde yaşamaktır. Vesselam….