Son günlerde bazı televizyon programlarında Bediüzzaman Said Nursî hakkında dile getirilen ithamları görüyoruz.
Bu Büyük İslâm Alimi Gerçekten Kimdir?
Cumhuriyet düşmanı mıdır? Vatanına ve milletine yabancı mıdır? Yoksa hayatını iman, vatan, hürriyet ve adalet uğrunda mücadeleyle mi geçirmiştir?
Gelin, tarihin aynasına birlikte bakalım!
Said Nursî Hazretleri, Birinci Dünya Savaşı’nda cepheye gönüllü Alay Komutanı olarak talebeleriyle birlikte vatan savunmasına katılmış, Rus kuvvetlerine karşı savaşmış ve Rusya’da yaklaşık 2,5 yıl esir kalmıştır.
Esaretten döndüğünde İstanbul’da Harbiye Nazırı Enver Paşa tarafından takdirle karşılanmış, kendisine harp madalyası verilmiştir. Ardından, dönemin önemli dinî ilim kurumlarından Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiye’de yaklaşık 4 yıl görev almıştır.
Şimdi soruyorum: Vatan savunmasında bulunmuş, esaretin çilesini çekmiş, ilmiyle milletine hizmet etmiş bir insanı değerlendirirken bütün bunları görmezden gelmek ne derece hakkaniyetlidir? Üstelik onun mücadelesi yalnız cephede kalmamıştır. İstanbul’un işgal yıllarında kaleme aldığı Hutuvât-ı Sitte adlı eseriyle İngiliz işgaline ve propagandasına karşı çıkmıştır. İşgal altındaki bir şehirde, baskılara rağmen kalemiyle mücadele eden bir insanı emperyalizmle iş birliği yapmakla suçlamak, ciddi tarihî deliller gerektirmez mi?
Said Nursi’nin Cumhuriyet ve Hürriyet Anlayışı Neydi?
İşte meselenin en önemli noktalarından biri budur! Said Nursi hazretleri, Meşrutiyet döneminden itibaren hürriyeti, adaleti ve meşvereti savunmuştur. Onun karşı çıktığı, yönetimin adı ne olursa olsun, insanları baskı altında tutan istibdattır. Çünkü bir yönetimin gerçek değeri, yalnızca adında değil; adaletinde, hukukunda ve insanların haklarına gösterdiği saygıda aranmalıdır.
Said Nursi, Millî Mücadele yıllarında Ankara’daki Büyük Millet Meclisine davet edilmiş ve 9 Kasım 1922’de Mecliste karşılanmıştır. Meclis çevresiyle temaslarında dinin ve Kur’an’ın toplum hayatındaki yerini vurgulamıştır. Onun cumhuriyet anlayışını değerlendirirken de şu ayrımı unutmamak gerekir: Said Nursi’nin savunduğu, adaletin, hürriyetin ve meşveretin esas alındığı bir idaredir. Nitekim kendi ifadesiyle, “Ben cumhuriyetçiyim.” Bu sözün anlamı, cumhuriyetin hukuk ve adaletle yaşatılması gerektiği fikrinden ayrı düşünülemez. Cumhuriyet düşmanlığıyla suçlanan bir insanın, yönetim biçimini adalet ve hürriyet ölçüleriyle değerlendirmesi üzerinde durmaya değmez mi? Elbette burada asıl mesele, bir şahsı peşinen haklı çıkarmak değil; onun sözlerini, eserlerini ve tarihî şartları bir bütün hâlinde değerlendirmektir.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin hayatının sonraki dönemlerinde mahkemeler, hapisler ve sürgünler de vardır. Fakat o, bütün bu sıkıntılara rağmen iman hizmetini sürdürmüş; talebelerine asayişi muhafaza etmeyi, kardeşliği ve müsbet hareketi ders vermiştir. Onun yolu, kin ve husumet değil uhuvvettir; kavga değil meşverettir; tahrip değil tamirdir.
Bilgi ve Belge Işığında Değerlendirme Çağrısı
Elbette her tarihî şahsiyet gibi Bediüzzaman da eleştirilebilir. Fakat eleştiri, bilgiye ve belgeye dayanmalıdır. İddialar delillerle ortaya konulmalı, tarihî olaylar kendi şartları içinde incelenmelidir. Bir insanın hayatından yalnızca bir kesiti alıp geri kalanını görmezden gelmek, hakikati bütün yönleriyle anlamaya yetmez.
Yazımı şu sorularla bitirmek istiyorum:
Vatan savunmasında bulunmuş, esaret çekmiş, işgale karşı kalemiyle mücadele etmiş; hürriyet, adalet ve meşvereti savunmuş bir âlimi hangi ölçülerle değerlendirmeliyiz?
Ön yargılarla mı, tarihî belgelerle mi? İthamlarla mı, eserleriyle mi?
Benim çağrım açıktır: Bediüzzaman Said Nursi hazretlerini seven de eleştiren de onu okumalı; hayatını ve fikirlerini ilmî ciddiyetle değerlendirmelidir.
Çünkü hakikat, kimsenin tekelinde değildir. Tarih, sloganlarla değil, bilgi ve belgelerle anlaşılır. Onun hayatına, eserlerine ve tarih karşısındaki duruşuna baksınlar.
Unutmayalım: Bir güneşi karalamak, onun ışığını söndürmez. Hakikat de iftirayla örtülemez!
Said Nursi Hazretlerini haksız yere eleştirenleri insafa, vicdana ve hakikati aramaya davet ediyorum. Allah’a emanet olunuz