Bu hafta aslında farklı bir konuyu yazmayı planlıyordum. Fakat basında okuduğum bir haberde Şanlıurfa’nın eğitimde 78. sırada olduğunun yazılı olması, kalemimi mecburen bu konuya çevirdi. Çünkü bu sonuç yalnızca bir rakam değil; geleceğimizin aynasıdır.
Her sınav döneminde aynı tabloya tanık oluruz: Dershaneler başarılarını billboardlara taşır, gazeteler sayfalarını dereceye giren öğrencilerin fotoğraflarıyla süsler. Başarı, bir reklam malzemesine dönüşür. Fakat o öğrencinin ilkokulda elinden tutan, okuma yazmayı öğreten, gece gündüz sınıfta ter döken öğretmeni kimse hatırlamaz. Başarı dershanelere yazılır, başarısızlık ise okullara ve öğretmenlere fatura edilir.
Bir günah keçisi aramak kolaydır. Milli Eğitim camiasını suçlamak en kestirme yoldur. Oysa tablo çok daha derindir. Evet, derse geç giren öğretmenin de payı vardır; hak etmediği halde Ankara’daki “dayısına” güvenip makam koltuklarını işgal eden idarecinin de… Ama bu koca başarısızlığın yükünü sadece onların sırtına yüklemek insafsızlıktır.
Velilere de sormak lazım: Çocuğu başarılı olunca gururla fotoğraf paylaşan ama başarısız olunca okula uğramayan veli, gerçekten bu sorumluluktan muaf mıdır?
Ya da sayıları yüzü bulan, fakat eğitim için kayda değer tek bir proje bile sunmayan sivil toplum örgütleri?
Üniversite camiasını da unutmamak gerekir. Harran Üniversitesi yıllardır bu şehirde var ama eğitim adına kaç proje geliştirdi? Milli Eğitim ile kaç ortak çalışma yaptı? Hocalarımız Urfa’nın eğitim sorunlarına kaç defa kafa yordu? Bir şehrin eğitim dinamosu üniversitesidir. Batı illerine bakın, üniversiteleri güçlü olan şehirlerde eğitim de güçlüdür. Harran Üniversitesi akademik başarıda Türkiye’de ilk 10’a giremiyorsa, Urfa’nın eğitimde yol kat etmemesi tesadüf değildir.
Ve en önemlisi… Her başarısız sınav sonucunun ardında hayalleri yıkılan gençlerimiz var. Belki maddi imkânsızlık yüzünden dershaneye gidememiş, belki ailesinin yükünü sırtına almış, belki köyde elektrikler kesildiği için gecelerde mum ışığında ders çalışmaya çalışan bir öğrenci… İşte onların hikâyesi bu sıralamanın içine gizlenmiş durumda.
Sonuç olarak; başarı da başarısızlık da yalnızca bir kesimin değil, hepimizin ortak payıdır. Eğer gerçekten başarı istiyorsak, bu topyekûn bir seferberlik gerektirir. Öğretmeninden velisine, sivil toplumdan üniversiteye kadar herkesin taşın altına elini koyması gerekir. Çünkü eğitimde kaybedilen her yıl, bir neslin geleceğinden çalınmış bir yıldır.
Peki Ne Yapmalı?
Öğretmen motivasyonunu artırmalıyız: Öğretmenin değer gördüğü, emeğinin takdir edildiği bir sistem kurmalıyız.
Velileri sürece katmalıyız: Çocuğun başarısı sadece okulun değil, ailenin de sorumluluğudur.
Üniversiteyi harekete geçirmeliyiz: Harran Üniversitesi, Milli Eğitim ile ortak projeler yapmalı; öğretmenlere seminerler, öğrencilere destek programları sunmalıdır.
Sivil toplum örgütlerini aktif hale getirmeliyiz: Sadece tabela için değil, sahada gerçek katkılar sunan projeler üretmelidirler.
Kırsal bölgelerdeki öğrencileri unutmamalıyız: Köylerdeki imkânsızlıklar giderilmeli, fırsat eşitliği sağlanmalıdır.
Ortak akıl ve iş birliği kültürü geliştirmeliyiz: Eğitim bir kişinin, bir kurumun değil; toplumun tamamının meselesidir.
Çünkü günah keçisi aramak kolaydır. Zor olan ise çözüm üretmek ve bu çözümleri hayata geçirecek iradeyi ortaya koymaktır. Urfa’nın da eğitimin geleceği, bu iradeyi gösterip göstermeyeceğimize bağlıdır.
Başarısızlığa Günah Keçisi Aramayı Bırakalım
YORUMLAR
İyi başari örneklerini ezdirmem jaciran kurum kuruluslara ne demeli
Başarıyı yaymak başarılı idareci öğretmenleri,akedemisyenleri ve girişimcileru tutmanın koruyup kollamanin yollarını bulmak Urfalilara düşer...
STK kar,aklıselim yöneticiler kaç başarılıni elinden tuttunuz,destek oldunuz,Urfa'da kalmadı için neler yaptınız....???
Hamit bey doğru der,aileler okul üniversite sahad beraberneler yapıyorlar....???