Ramazan denince birçok şehirde takvim değişir; ama Şanlıurfa’da zaman adeta yavaşlar. Çünkü burada Ramazan sadece tutulmaz, yaşanır. Sadece aç kalınmaz, gönül doyar. Sadece iftar yapılmaz, muhabbet kurulur. Bu topraklarda Ramazan, geçmişten bugüne taşınan bir irfan mirasıdır.

Oruç, elbette açlık ve susuzluktur. Fakat Urfa’da bundan çok daha fazlasıdır. Gün boyu kavurucu sıcağın altında sabırla bekleyen bir esnafın metaneti, çarşıda birbirine “Hayırlı Ramazanlar” diye seslenen insanların samimiyeti, iftara dakikalar kala evlere sinen telaş… Hepsi nefsin terbiyesine açılan bir kapıdır. Çünkü Ramazan, insanın kendine hâkim olmayı öğrendiği bir irade eğitimidir. Açlıkla birlikte öfke de tutulur, kırıcı söz de, bencillik de.

Ve iftar vakti… Ezan sesiyle birlikte açılan eller, edilen dualar ve ilk yudum… Urfa’da o ilk yudum çoğu zaman sudan önce meyan şerbetidir. Bakırcı taslarda ya da uzun bardaklarda sunulan, kendine has kokusuyla çocukluğumuzun Ramazanlarını hatırlatan meyan şerbeti, bu şehrin iftar geleneğinin vazgeçilmezidir. Sıcakta serinleten, susuzluğu dindiren o koyu renkli şerbet; sadece bir içecek değil, kültürün ve hatıranın kendisidir. Sokak aralarında “Meyan! Buz gibi meyan!” diye dolaşan satıcıların sesi, Ramazan’ın Urfa’daki melodisidir adeta.

Urfa’da Ramazan aynı zamanda paylaşmanın en canlı hâlidir. İftar sofraları geniştir; bir tabak fazla konur masaya. Komşunun ışığı yanmıyorsa kapısı çalınır. Fakirin hâli sorulur. Bu şehirde yardımlaşma bir kampanya değil, bir gelenektir. Sadaka gizlice verilir, onur korunur, gönül incitilmez. Çünkü biliriz ki gerçek zenginlik sofradaki çeşit değil, kalpteki merhamettir.

Teravih vakti geldiğinde camiler dolup taşar. Balıklıgöl’ün etrafında yankılanan dualar, minarelerden yükselen salâvatlar şehri adeta kuşatır. Işıklar altında yapılan yürüyüşler, çocukların ellerindeki kandiller, büyüklerin anlattığı eski Ramazan hatıraları… Hepsi geçmişle bugünü buluşturan bir köprüdür. Bu şehirde Ramazan, tarih kokar; ecdadın izini taşır.

Osmanlı’dan kalan imaret geleneği, mahalle kültürü, kapısı açık evler… Urfa’da Ramazan’ın ruhu hep canlı kalmıştır. Modern hayatın hızı bu şehre de uğramış olsa da, iftar saatinde sofraların başında edilen dua hâlâ aynı içtenliktedir. Çünkü burada Ramazan, bir ay süren bir ibadet değil; bir karakter inşasıdır.

Ramazan bize şunu öğretir: Nefsini terbiye eden toplum huzur bulur. Fakiri gözeten şehir bereketlenir. Paylaşan insan çoğalır. Urfa’da Ramazan’ın yaşanması da işte bu yüzdendir. Burada açlık bir imtihan, sabır bir süs, yardımlaşma bir şereftir.

Evet, Ramazan her yerde mübarektir. Ama Urfa’da bir başka yaşanır. Çünkü bu şehirde Ramazan, sofrada kurulan bir masa değil; meyan şerbetiyle tatlanan, dualarla bereketlenen bir gönül sofrasıdır.