Kemalizm’in “isyan” olarak adlandırdığı Şeyh Halit olayı, Kur’ân’ı ayaklar altına alan askere karşı bir tepki olarak gösterilmiş, Kemalistler tarafından katliamla bastırılmıştır.

Olayın bizzat tanığı olan DP Muş eski milletvekillerinden Gıyasettin Emre, benim de tanıdığım demokrat ruhlu, bölgede dini tedrisat yaptıran birçok âlim yetiştiren mümtaz bir aileye mensuptur. Gıyasettin Bey, Şeyh Halit ile ilgili şöyle bir hatırayı anlatmıştır:

Şeyh Halit Olayı
“Bizim köyün adı Ganiçok idi. Yıl 1927, mevsim ilkbahar. Bir jandarma onbaşısı ve iki jandarma eri köyümüze geliyor. Yaşım müsait olduğu için çok iyi hatırlıyorum. Köy geçimini genelde hayvancılıktan elde ettiği için, köyün girişi ve çıkışı hep hayvan pislikleriyle doludur. Jandarma onbaşısı çamurlu yollardan ve hayvan pisliklerine basa basa, köydeki Halit Ağa denilen, aynı zamanda âlim olan bir adamın evine geliyor. Postallarını dışarıda çıkartmadan, affedersiniz ahıra girer gibi postallarıyla Halit Ağa’nın evine giriyor.

Bizde evlerin penceresi genelde avlu içine bakar. Sadece bir odanın penceresi dışarıya bakar. O da geleni gideni gözlemek içindir. O odada da genellikle evin en büyüğü olan erkek oturur. Sonra penceresi dışarıya bakan odaya Halit Ağa’nın yanına geçerek, postallarıyla birlikte pencere kenarındaki sedire uzanıyor. Bir müddet sonra altı tersiyle dolu olan postallarını çıkarıp, pencere genişliğinde bulunan kitapların üzerine koyuyor. Tabi her zamanki gibi, pencere aralığında bulunan en üstteki kitap Kur’an-ı Kerim’dir. Jandarma onbaşısı da postallarını Kur’an’ın üzerine koymuştur.

Şeyh Halit Ağa da sessizce oturduğu yerden kalkıp, postalın altındaki Kur’an’ı alıyor, postalı yine aynı yerine koyarak Kur’an’ı yan odaya götürmek istiyor. Tam bu sırada jandarma onbaşısı Halit Ağa’ya ‘Nedir o elindeki?’ diye sorunca, ‘Kur’an’dır. Herhalde siz, postalınızı koyarken postalın altındakinin Kur’an olduğunu fark edemediniz?’ diye cevap veriyor.

Bunun üzerine jandarma onbaşısı hemen uzandığı yerden ayağa fırlayarak postallarını giyiyor ve Halit Ağa’nın elindeki Kur’an’ı alarak yere çarpıyor ve Kur’an’ı çiğnerken bir taraftan ‘Hâlâ bu Kur’an’ı mı okuyorsunuz? Hâlâ bu çöl kitabını mı evinizde bulunduruyorsunuz?’ diyerek Halit Ağa’ya bağırmaya başlıyor. Yanındaki iki jandarma da Kur’an’ı çiğnemede onbaşılarına yardımcı oluyorlar.

Tabii Şeyh Halit Ağa evinde en aziz bildiği, namusu bildiği Kur’an böylesine postal altında çiğnenirken ve Kur’an’a böylesine hakaret edilirken beyninden vurulmuşa dönüyor ve hemen yan odaya geçerek yatağının altındaki silahını alıyor ve tekrar jandarmaların bulunduğu odaya girerek jandarma onbaşısını ve jandarma erlerini oracıkta öldürüyor.

Bu hadise o zaman Muş bölgesinde ‘Şeyh Halit İsyanı’ diye duyuruldu. Oysa isyan misyan hiçbir şey yoktu. Yüzlerce jandarma ellerinde süngü takılmış silahlarıyla Ganiçok köyünü sardılar. Önce Şeyh Halit’in evine girdiler. Kadın, çoluk-çocuk ayrımı yapmadan hepsini aldılar ve köydeki Halit Ağa’nın ne kadar yakın akrabası varsa onları da toplayıp götürdüler. Şeyh Halit Ağa’nın komşu köylerdeki hısım akrabalarını da tek tek toplayıp, eski adıyla Til olan ilçeye getirdiler.

Eski adları Ganiçok, Gıcık, Dabbi olan köylerden toplanan Şeyh Halit’in akrabaları, ilçe meydanlığına elleri bağlı olarak getiriliyorlar ve yeni adı Kopko olan Til’lilerin çok iyi bildikleri gibi bu 131 kişi çoluk-çocuk demeden bir anda kurşuna diziliyor ve aynı zamanda süngüleniyor.”

Bir Milletvekilinin Tanıklığı 
“Hepsi öldürüldü mü?”

“Evet, hepsi öldürüldü ve maalesef Doğu’da bu ürpertici olayı duyururlarken de ‘Şeyh Halit Ayaklanması’ diye duyurdular. Oysa ne ayaklanma vardı, ne de toplu bir isyan. Ben DP’den milletvekilliği de yapmış bir insanım. Burada açıkça söylüyorum ki ‘Doğu İsyanları’ diye târihte gösterilmek istenen isyanların çoğu Şeyh Halit’inki gibi olmuştur.”
Rüstem Garzanlı 

Dipnot:
Devrimlere Tepkiler ve Menemen Olayı, Sayfa 47 – 48 – 49