Göbeklitepehaber.com
Göbeklitepehaber.com
KÖŞE YAZISI

Bir Hastalık Geldi, Bana Hayatın Hikmetini Öğretti (2)

Paylaş:


Hastalığın bana öğrettiği ikinci büyük hakikat: Ben gerçekten acizim. İnsan günlük hayatında kendisini güçlü zannediyor. Yürüyor… Çalışıyor… İstediği yere gidiyor… İstediğini yiyor… Planlar yapıyor… Geleceğe dair hesaplar yapıyor… Fakat bir gün bedenindeki küçücük bir problem bütün hesapları değiştirebiliyor. O zaman insan anlıyor ki: Biz bedenimizin sahibi değiliz; bize emanet edilmiş bir bedenin emanetçisiyiz.

Bediüzzaman Hastalar Risalesinin Dördüncü Deva’sında bu hakikati çok çarpıcı biçimde işler. İnsan bedeninin kendi mülkü olmadığını, Cenab-ı Hakk’ın insanda dilediği gibi tasarruf ettiğini anlatır. İnsan bunu hastalıkta daha iyi anlıyor. Bir doktorun karşısında oturuyorsunuz. Bir tahlil sonucu bekliyorsunuz. Bir görüntüleme sonucu bekliyorsunuz. Bir ameliyat tarihi bekliyorsunuz. Bir patoloji sonucu bekliyorsunuz. Ve bütün bunların arasında insanın dili ister istemez şöyle diyor: “Ya Rabbi, ben Sana muhtacım.” İşte hastalık bana aczimi ve fakrımı öğretti. Risale-i Nur’un temel hakikatlerinden biri olan acz ve fakr, hastalıkla birlikte teorik bir mesele olmaktan çıkıp hayatın içine giriyor.

Üçüncü Ders: Hastalık Beni Allah’a Yaklaştırdı
Belki de hastalığın bana verdiği en büyük ders budur. Allah’a daha fazla yaklaşmak… Çünkü insan sağlıklıyken dünyaya çok fazla bağlanabiliyor. Gelecek planları… Maddi meseleler… Gündelik meşguliyetler… İnsan ilişkileri… Dünyevî hesaplar… Hastalık ise bir anda bütün bunların üzerine bir soru işareti koyuyor:

“Peki, bütün bunların sonunda nereye gidiyorsun?”

İşte insan o zaman ahireti daha çok düşünmeye başlıyor. Duanın anlamı değişiyor. Şükrün anlamı değişiyor. Namazın anlamı değişiyor. Sağlığın anlamı değişiyor. Hatta nefes almanın bile kıymeti değişiyor.

Bediüzzaman Hazretleri Hastalar Risalesinde hastalığın gafleti dağıtan bir cihetine de dikkat çeker. Yirmi Beşinci Deva‘da ise iman, tevbe, istiğfar, namaz ve ubudiyetin manevî bir ilaç olduğunu ifade eder. Yirmi Beşinci Deva’nın sonunda bu yaklaşım açıkça görülmektedir.

Böylece insan şunu fark ediyor: Hastalık beni Allah’tan uzaklaştırmadı; bilakis Allah’a yönelmeme vesile oldu.

Hastalık Bir Rahmet Olabilir mi?
İlk bakışta bu söz insana ağır geliyor. Kanser… Ameliyat… Kemoterapi… Ağrı… Hastane… Bunlara nasıl “rahmet” denilebilir?

Fakat Risale-i Nur’un hastalığa bakışı, hastalığın kendisini güzel görmekten ziyade hastalığın içinde saklanan rahmet ve hikmet cihetlerini görmeyi öğretir.

Bediüzzaman Hastalar Risalesinin On Beşinci Deva’sında, hastalığın manası güzel olmasaydı Cenab-ı Hakk’ın sevdiği kullarına böyle hastalıklar vermesinin hikmetinin anlaşılmayacağını ifade eder. Hastalığın sabır, şükür, tevekkül ve rıza ile karşılandığında manevî terakki vesilesi olabileceği belirtilmektedir.

Ben bugün geriye dönüp baktığımda bunu daha iyi anlıyorum. Hastalık bana bazı şeyleri kaybettirdi; ama bazı şeyleri de kazandırdı. Bedenimde kuvvet azaldı. Ama kalbimde bazı hakikatler kuvvetlendi. Dünyevî planlarım daraldı. Fakat ahiret düşüncem genişledi. İnsanlara olan muhabbetim arttı. Hastaların halini daha iyi anlamaya başladım. Şükrün ne kadar büyük bir nimet olduğunu daha iyi kavradım. Ve en önemlisi: Rabbime olan ihtiyacımı daha derinden hissettim.
Devam edecek.....

Bu yazıdaki görüşler yazarına aittir, Göbeklitepehaber.com yayın politikasını yansıtmayabilir. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.

RÜSTEM GARZANLI — Diğer Yazıları

Tümü

Yorumlar

Editoryal moderasyon aktif

Yorum Yaz

Yorumunuz incelendikten sonra yayın ilkelerimize uygun bulunması hâlinde yayınlanır. Hakaret, iftira ve reklam içeren ifadeler reddedilir.

adlı okura yanıt yazıyorsunuz.
0 / 2000

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.