Bazen insanın hayatında öyle bir hadise meydana gelir ki, o hadise yalnız bedenini değil, hayata bakışını da değiştirir.
Bir yıl önce bugünlerde benim de hayatımın seyri birden değişti. Haletime bir sıkıntı çöktü. Vücudum hareket etmekte zorlanıyor, kalçalarımda ağrılar hissediyor, kendimi son derece halsiz ve bitkin görüyordum. Birkaç defa hastaneye gittim. Çeşitli tetkikler yapıldı; fakat rahatsızlığımın kesin sebebi ortaya konulamadı.
Tam bu sırada telefonuma gelen bir haber, zihnimde başka bir kapı açtı.
Bir insanın kalçasındaki ağrı sebebiyle doktora gittiği, yapılan tetkiklerin ardından kendisine kanser teşhisi konulduğu yazıyordu. O haber zihnime takıldı. “Acaba bende de aynı hastalık mı var?” İnsan bazen bir kelimeyi duyar ve o kelime zihninde büyür. Ben de birkaç defa kan tahlilleri yaptırdım. Fakat içimdeki tereddüt bir türlü kaybolmuyordu. Sonunda korktuğum gerçekle karşılaştım: Beklediğimiz hastalık kapımızı çalmıştı. Ve böylece benim için yeni bir imtihan dönemi başladı. Ağır bir ameliyat… Kemoterapi… Uzun süren tedavi… Beş ay sonra bağırsakların yeniden içeri alınması… Hastaneler, doktorlar, tahliller, ilaçlar… Ve onkoloji servislerinde aynı imtihanı yaşayan nice insanlar… Kimileri şifa buldu, kimileri tedavisine devam etti, kimileri de bu dünyadaki imtihanını tamamlayıp ebedî âleme göçtü.
Risale-i Nur talebelerinden Ali Rıza Demir ve Müslüm Hasoğlu da aynı hastalıkla mücadele ettiler; fakat onlar bu dünyadan ayrıldılar. Onlara ve bu hastalık sebebiyle vefat eden bütün kardeşlerimize Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyorum. Mekânları cennet, makamları âli olsun. Benim imtihanım ise henüz devam ediyor. Fakat bugün geriye dönüp baktığımda şunu bütün kalbimle söyleyebiliyorum: Elhamdülillah, Allah’ın izniyle iyiye doğru gidiyorum.
Üstelik hastalığım boyunca, hastalığın kendisinden beklenebilecek ağır sancıları çok fazla yaşamadım. Beni en fazla zorlayan taraflardan biri kemoterapinin tesirleri oldu. Bunun dışında Cenab-ı Hak hastalık sürecimi büyük ölçüde kolaylaştırdı. Bunun için ne kadar şükretsem azdır.
Peki, Bütün Bunları Niçin Anlatıyorum?
Hastalığımı anlatmak için değil. Hastalığın bana anlattıklarını anlatmak için… Çünkü insan sağlıklıyken bazı hakikatleri bilir fakat onları sadece zihniyle bilir. Hastalık geldiğinde ise bazı hakikatler kalbe iner. İnsan acziyetini kitaplardan okur. Fakat hastane yatağında acziyetini yaşayarak öğrenir. İnsan faniliği bilir. Fakat bir teşhis karşısında faniliği iliklerine kadar hisseder. İnsan “Allah’a muhtacım” der. Fakat bedeninin bir hücresine bile hükmedemediğini anlayınca bu sözün hakikatini başka türlü kavrar. İşte benim hastalıktan aldığım en büyük mesajlardan biri budur: Hastalık yalnız bedenime dokunmadı; gafletime de dokundu. Ve bana üç büyük ders verdi.
[Hastalığın Bana Öğrettiği Üç Büyük Ders: Sabır, Acz ve Fakr, Allah’a Yakınlık]
Birinci Ders: Sabır ve Metanet
Hastalığın bana ilk öğrettiği şey sabır oldu. İnsan sağlıklıyken sabırlı olduğunu zannediyor.
Fakat günler, haftalar, aylar süren bir tedavi başlayınca sabrın ne olduğunu daha iyi anlıyor. Bugün düzelecek miyim? Yarın nasıl olacağım? Tedavi nasıl sonuçlanacak? Ameliyat başarılı olacak mı? Kemoterapi ne kadar sürecek? Bütün bunların arasında insanın elinde kalan en büyük sermaye: Sabır ve tevekkül.
Bediüzzaman Hazretleri Hastalar Risalesinin Birinci Deva’sında hastaya şöyle hitap eder:
“Ey bîçare hasta! Merak etme, sabret.” Hastalar Risalesi
Ve hastalığı yalnız bir dert olarak görmez; onun başka bir cihetle “bir nevi derman” olabileceğini ifade eder. Birinci Deva’nın hastalığa sabırla bakmayı öğrettiği özellikle vurgulanmaktadır. Bu sözleri hastalık gelmeden önce okumak başka… Hastane yatağında okumak bambaşka. Çünkü o zaman “sabret” kelimesi bir nasihat olmaktan çıkıyor, insanın hayatına tutunduğu bir dala dönüşüyor.
Bediüzzaman’ın hastalıkla ilgili çok mühim bir tespiti daha vardır:
Hastalık, insanın ömür dakikalarını ibadet hükmüne geçirebilir. Yani insan hastalık sebebiyle bazı ibadetlerini yapamasa bile, hastalığın verdiği sıkıntıya sabretmesi onun için manevî bir kazanca dönüşebilir. Hastalar Risalesinin İkinci Deva’sının temel mesajı budur. Bu husus açıkça aktarılmaktadır. O zaman insan şöyle düşünmeye başlıyor: “Ben kaybetmiyorum; sabredersem kazanıyorum.” İşte bu düşünce hastalığın ağırlığını hafifletiyor.
Devam edecek