Yaşadığımız kâinat, tesadüflerin değil; hikmet, rahmet ve kudretin kitabıdır. Her mevsim, her gün ve her vakit, insana farklı bir hakikati ders verir. Bu kâinat, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerini gösteren büyük bir sergidir. Mevsimler ise bu serginin birbirinden farklı sayfalarıdır.

Mevsimler İlahi Bir Serginin Sayfalarıdır
Bugün yazın kavurucu sıcağını, kışın dondurucu soğuğunu yaşıyoruz. Bahar ise gönülleri ferahlatıyor, sonbahar ise hüzünlü bir tebessümle bizlere faniliği hatırlatıyor. Acaba bunların hepsi sadece birer iklim olayı mıdır?

Elbette hayır.

Kur’ân-ı Kerim’de Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Gece ile gündüzün değişmesinde, Allah’ın göklerde ve yerde yarattıklarında akıl sahipleri için nice ibretler vardır.” Yunus 10/6

Bir başka ayette ise:

“Yeryüzünü kupkuru bir halde görürsün. Üzerine su indirdiğimizde ise canlanır, kabarır ve her güzel çiftten bitkiler yetiştirir.” (Hac, 22/5)

İşte bahar mevsimi, her yıl yüz binlerce bitki ve milyarlarca canlıyı yeniden dirilten muhteşem bir haşir provasıdır.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, özellikle Haşir Risalesi‘nde baharı, ahiretteki büyük dirilişin en açık delillerinden biri olarak gösterir. Her bahar, adeta “Öldükten sonra dirilmek mümkündür.” hakikatini gözler önüne serer.

Yaz ise, rahmet sofralarının kurulduğu mevsimdir. Meyveler olgunlaşır, başaklar sararır, nimetler kemale erer. Yaz mevsimi bize, Cenâb-ı Hakk’ın Rezzâk ismini en parlak şekilde gösterir. Fakat yazın yakıcı sıcağı aynı zamanda cehennem azabını da hatırlatarak insanı gafletten uyandırır. Nitekim Peygamber Efendimiz (asm) buyurmuştur:

“Sıcak şiddetlendiğinde namazı serin vakte bırakınız. Çünkü şiddetli sıcak, cehennemin hararetindendir.” (Buhârî, Müslim)

Kış mevsimi ilk bakışta sert görünür. Fakat toprağın dinlenmesi, zararlı mikropların kırılması, su kaynaklarının karla depolanması ve tabiatın yeniden bahara hazırlanması hep kışın rahmet yönünü gösterir.

Bediüzzaman, kışın beyaz örtüsünü rahmet ve temizliğin nişanesi olarak değerlendirir. Dışarıdan ölüm gibi görünen bu sessizlik, aslında yeni bir hayatın hazırlığıdır.

Sonbahar ise bize dünyanın faniliğini anlatır. Yaprakların sararıp dökülmesi, gençliğin ihtiyarlığa dönüşmesini hatırlatır. İnsan, sonbahara bakınca kendi ömrünün de bir gün hazana döneceğini düşünür. Böylece kalbini ebedî yurda hazırlamaya başlar.

Nasıl ki yıl dört mevsimden oluşuyorsa, bir gün de beş vakit namazla adeta insan ömrünü temsil eder.

Bediüzzaman Hazretleri Dördüncü Söz, Beşinci Söz, Yirmi Birinci Söz ve özellikle Dokuzuncu Söz’de bu hakikati çok güzel anlatır.

Sabah vakti, bahar gibidir; çocukluk ve yaratılışın başlangıcını hatırlatır. Her sabah yeni bir hayat başlar. İnsan, sabah namazıyla Rabbine şükreder.

Öğle vakti, yaz mevsimi gibidir; gençlik ve kuvvet zamanıdır. İnsan en güçlü olduğu dönemde Rabbini unutmamalıdır.

İkindi vakti, sonbahara benzer. Artık ömür yavaş yavaş akşama yaklaşmaktadır. Gençlik geride kalmış, hayatın muhasebesi başlamıştır.

Akşam vakti ise ihtiyarlığı ve dünyanın sonunu hatırlatır. Güneş nasıl batıyorsa insan da bu dünyadan ayrılacaktır.

Yatsı vakti ise kabri ve berzah âlemini düşündürür. Fakat gecenin ardından yeniden sabahın gelmesi, ölümden sonra dirilişin de müjdesidir.

Ne kadar mânidardır ki her gün küçük bir ömürdür; her yıl ise büyük bir ömür gibidir. Bir gün içinde gördüğümüz değişimleri, dünya da binlerce yıldır yaşamaktadır. Sabah nasıl geceyi yırtıp çıkarıyorsa, bahar da kışın karanlığını yırtıp hayatı yeniden diriltmektedir.

İnsan da aynı kanuna tâbidir. Çocukluk bir bahardır, gençlik bir yazdır, olgunluk bir sonbahardır, ihtiyarlık ise bir kıştır. Fakat mümin için kış, sonsuz bir baharın habercisidir.

Her Mevsim Bir Ders, Her Vakit Bir İbret
Öyleyse mevsimlere sadece hava sıcaklığı olarak bakmayalım. Baharı haşrin, yazı nimetin, sonbaharı faniliğin, kışı ise sabır ve rahmetin dersi olarak okuyalım.

Günün beş vakti de bize sadece zamanı değil; ömrümüzün hangi durağında bulunduğumuzu hatırlatıyor. Çünkü vakitler geçiyor, mevsimler değişiyor, ömür tükeniyor. Bâki kalan ise imanla yapılan salih amellerdir.

Ömrün ve vaktin en kıymetli nimet olduğunu, boşa geçirilmemesi gerekiyor. Bu nimeti ebedî hayata yatırım yaparak değerlendirenler gerçek kazancı elde edeceklerdir.

Cenâb-ı Hak bizlere, mevsimlerin dilini okuyabilen, vakitlerin verdiği dersleri anlayabilen, her baharda haşri, her akşam ahireti, her sabah yeniden dirilişi görebilen basiretli kullarından olmayı nasip eylesin. Âmin